Blog

Hanemize yazılan Patani’li günler – Emrin Çebi

 

Patani – Krallık’tan Azınlığa kitabının yazarı ve İHH Araştırmalar Merkezi‘nden Sayın Emrin Çebi hanımefendiye Patani’ye dair çok önemli bilgiler içeren yazısını, Birşeyyap ve Patani Yetim Okulu projesi hakkında, projemizin Patani bölgesi özelinde, tüm mazlum coğrafyalardaki yetim çocuklarımız için ne ifade ettiğine dair değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ederiz.

Birşeyyap
Gönüllü İnisiyatifi


Hanemize yazılan Patani’li günler

 

Patani. İsmine birçoğumuz aşina bile değiliz. İlk olarak 2005 yıllarında İHH’nın İslam Coğrafyası Serisi için Güney Asya Müslümanları’na dair yaptığımız araştırmalarla gündemimize düştü. Bu İslam beldesi Tayland’ın güneyinde Malezya ile sınır bölgesindeki topraklar. Songla, Satun, Yala, Pattani ve Narativat illerini kapsayan bölge. İsmi 15. yüzyılın Patani İslam Krallığı’ndan miras.

Emrin-cebi-birseyyap-ihh-patani-yetim-okulu2004 yılında Patani’de Müslümanların yaşadığı üç önemli olay, isminin uluslararası kamuoyunda duyulmasına sebep oldu. Yıl 2014. Bu olaylardan birinin meydana geldiği, 32 kişinin öldürüldüğü Krue Se Mescidi avlusunda güneşin pişirdiği kızıl taşlar ayaklarımızı cayır cayır yakarken hayatını kaybeden şehitlerin ruhlarına Fatihalar okuyoruz. Cami vakit namazlarında doluyor, insanlar cami yakınında kurulan pazara gidip geliyorlar. Hayat Krue Se’nin içinde ve yanında devam ediyor. Acılar tarih oluyor demek ki. Biz ise dönüp dönüp camiye bakıyor ve o dehşeti canlandırmaya çalışıyoruz zihnimizde. Ne diyordu Aliya İzzetbegoviç; “Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Acılar tarih olurken bir daha tekrarlanma ihtimali ise Patanililer’in omuzlarında ağır bir yük.

Patani’deki Müslüman Malay azınlık çok uzun zamandır, Tayland’a ilhakı olan 1909 yılından beri bir varlık mücadelesi vermekte. Bu en yakın ilgiyle ilgilenilmesi gereken süreç, Türkiye’de aslında 1980’li yıllarda gündem olmuş. O yıllarda Asya ile ilgili önemli araştırmalardan biri Patani Dosyası adıyla Yusuf Ziya Cömert tarafından hazırlanmış. Fakat aradan geçen yıllar boyunca bir daha gündeme gelmemiş.

Siyasi bir direniş olarak dikkate alınan bu varlık mücadelesi tarih, kültür, din, dil gibi birçok boyutu içeren derinlikte. Bu yüzden Tayland’ın asimilasyon politikalarına karşı başlayan direnişin sadece siyasi değerlendirilmesi, Patani’yi, değerini ve direnişini yeterince anlamamıza engel.

Patani’yi Yetim Dayanışma Günleri için gerçekleştirilen projeler vesilesiyle gittik ve gördük. İlk durağımız Miyase Tanış Yetimhanesi’ydi. Karşılamada ne misafirler ne de ev sahipleri yabancılık çekti. Çocukların daha önce Türkiye’den gelen misafirlere alışık oldukları belliydi. Çocuklar, anneler ve bu müessesede çalışanlar bizi en güzel şekilde karşıladı.

Yetimhane sorumlusu Muhtar bey ve eşi Suriye’de eğitim almış. Müdür odasına astıkları Suriyeli âlimlerin fotoğraflarını görünce sebebini sorduk ve orada eğitim aldıklarını öğrendik. Birçok Patanili İslami ilimler alanında eğitim almak üzere Ortadoğu ülkelerine doğru seferber olmuş yıllarca. Bu ülkeler Irak’tan Libya’ya, Arabistan’dan Suriye’ye tüm Ortadoğu coğrafyasını kapsıyor. Buralarda eğitimi tamamlamış Patanililer’in büyük ekseriyeti topraklarına döndüklerinde kendi medreselerini açmış ya da mezun oldukları medreselere eğitimci olarak geri dönmüşler. İslam Coğrafyası’nda son yıllardaki karışıklıklar bu seferberliği büyük ölçüde sekteye uğratmış.

Miyase’deki kısa ziyaretimiz sonrası buradaki çocuklarla birlikte 350 çocuk ve annelerinin bizi beklediği Saiburi sahiline gittik. Çocuklar için bisikletler, şişme oyun parkı kiralanmış. Kumluk bir araziye Hindistan cevizi ağaçları dikildi, çevre yürüyüşü yapıldı, çocuklar kendileri için hazırlanan bir alanda el işi malzemeler ve resimler yaptılar.

Saiburi’de birkaç anneyle kısa röportajlar yaptık. Direniş gruplarına mensup olan eşleri yapmış oldukları eylemlerde hayatlarını kaybetmişler. 7 yaşındaki Fatıma Binti Nevevi’nin babası bir baskında öldürülmüş. Doktor olmak istiyormuş kendisi. Fatiha 21 yaşında bir anne, yine eşini bir baskında kaybetmiş. 10 aylık Ahmet adında bir oğlu var. Nurul İman Binti Süleyman, 10 yaşlarında güzel mi güzel bir kız. Babası Tayland tarafından arananlar arasındaymış. O zamanlar on aylık olan Nurul İman da babası ile durdurulan arabadaymış. Askerlerce açılan ateş sırasında babası onun üzerine siper olmuş ve de hayatını kaybetmiş.

Bu hikâyeleri bize tercüme eden arkadaş devam edemiyor ve ağlıyor. O zaman bizim gördüğümüz mütebessim Patani’nin ardında çok büyük hüzünler olduğunun farkına varıyoruz. Her yürek, her ocak Krue Se’nin taşları gibi cayır cayır.

Çocukları oyunlarla, bisikletlerle, balonlarla başbaşa bıraktık ve büyükleriyle konuşmaya başladık bu güzel topraklar hakkında. Mevcut yönetim öncekilere göre daha uzlaşmacı olsa da Patanililer’in sıkıntıları hala devam ediyor. Tayland’daki ordu-hükümet gerginliği bölgeye farklı boyutlarda yansıyor. Tayland’da devam eden siyasi istikrarsızlık uzlaşma sürecini durdurmuş. Uzlaşma çerçevesinde yürütülen politikalar da Patanililer’i pek mutmain etmiyor. Buradaki arkadaşların anlattığına göre babaları saldırılar esnasında öldürülmüş çocuklara devlet tarafından maaş bağlanmaya başlamış, ama Patanililer bu uygulamayı bu çocukların babalarına ne olduğunun unutturulmak istenmesi olarak yorumluyor.

Ekonomik koşullarının gittikçe zayıflamasıyla kendini idare edemeyen medreselerin devlet desteğine başvurmaları sonucu, müfredat tamamıyla Tayland tarafından belirleniyor. Yeni nesilden artık çok azı Malayca konuşabiliyor. Eğer devlet okulları dışında çocukların devam ettikleri medreseler olmasa bu dili tamamen unutacaklar.

Bu gibi uygulamalarla Patani’nin farklı bir asimilasyon sürecine girdiklerini ifade ediyorlar. Ekonomik yoksunluktan doğan bunalımla kendilerine kapalı devlet kademelerinin yolunun açılabilmesi için yeni neslin artık gönüllü bir asimile sürecine girdiklerini söylüyorlar.

Bunun yanında problemlerine bir çare arayan Patanililer’in kendi içlerinde ortak bir metot belirleyememeleri de süreç üzerindeki engellerden en önemlisi. Uzlaşmadan ve şiddete başvurmaya kadar yöntemlerini tercih açısından kendi içlerinde farklılaşıyorlar.

Örneğin bizim gidişimizden bir gün önce Narativat bölgesinde 7 ayrı yerde patlama olmuş. Bu durumda da ordu buradaki sıkı yönetimi daha da yoğunlaştırıyor. Anlatılanları, yolculuğumuz boyunca bizi oldukça rahatsız eden ve bölgelere göre yer yer yoğunlaşan kontrol noktaları, silahlı askerlerin varlığı destekliyor. Bütün bu anlatılanları o çok şirin dört oturaklı bisikletler üzerinde sevinç çığlıklarına engel olamayan çocukların mutlulukları eşliğinde dinliyoruz. Saiburi’deki günümüz sona eriyor.

Yolculuğumuzun kalan günlerinde diğer yetimhane ve okulları ziyaret ediyoruz. Sırada Şifa Yetimhanesi, Patani’deki diğer bir adıyla Saadet yetimhanesi var. Burada 38 çocuk kalıyor. Okul müdür Muhammed bey engin ve derin bir insan. Evi hemen yetimhanenin yanı başında. Kendisi, hanımı ve çocukları bu çocuklarla kocaman bir aile olmuşlar. Köyün kadınları gönüllü olarak gelip burada yemek pişiriyorlar. O gün de bizler için hazırlık yapmak üzere yetimhanenin mutfağında hazırlar. Muhammed hoca’ya olan saygı ve hürmetleri her hallerinden belli, o ise her daim düşünceli duruşuyla bir merhamet abidesi.

Şifa’nın hemen yanı başına yapılan Furkan Kesik Yetimhanesi’nin serüvenini ise Patani’ye seyahatimiz esnasında öğrendik. Bundan bir süre önce, ciddi bir rahatsızlığı olduğunu öğrenen Furkan’ın ailesi sadaka belaları def eder diyerek onun tercih ettiği bir yerde yetimhane açmak istemiş. Furkan’ın tercihi o an üzerinde bulunduğumuz topraklara olmuş. Bu olaydan çok kısa süre sonra 15 yaşındaki Furkan vefat etmiş. Ailesi ise başladıkları bu hayırlı işi tamamına erdirmiş. Allah gani gani kabul etsin. Furkan’ın anne, baba ve ablası da grubumuzda. Böyle güzel bir olaya şahit olmak ekipteki tüm üyeleri duygulandırıyor. Bir ailenin metanet ve güzel sabrını inşa etmişler Patanililer hem de Furkan için aranan Şifa’nın tam yanına. Ailesine, içindekilere, ziyaretçilerine şifa olsun, Furkan’a binlerce rahmet!

Bu yetimhaneye destek olanlardan biri de en büyük değerlerimizden Şule Yüksel Şenler. Onun bu topraklara uzanan eli Furkan’ın ismiyle açılan yetimhanede kalacak 40 çocuğun ellerinde. Bir zamanların Türkiyesi’nde gençlerin dertlerini omuzyalan Şule ablanın uzun ince yolunun Patani’den geçeceğini kim bilebilirdi ?

Bir sonraki durağımız Konya Ayder Kompleksi ve kız çocuklar için yeni yapılmış olan Yaşar Zerdali Yetimhanesi. Çok güzel bir karşılama programı hazırlamışlar. Programdan sonra kompleksi geziyoruz. Bu komplekste Boğaziçili öğrencilerin ayraç projesiyle toplanan yardımlarla inşa ettirdikleri güzel mi güzel mavi bir denizi anımsatan Boğaziçi Okulu da var. O an bu binada emeği geçenlere binlerce kez imreniyor insan. İnşa halindeki camii de tamamlanırsa güzel bir kompleks olacak.

Reyhan ve Rodiyah, buradaki 149 öğrenciden sadece ikisi. Her ikisi de 14 yaşında. Diğer arkadaşlarına nazaran daha iyi İngilizce bildiklerinden kendileriyle röportaj yapıyoruz. Reyhan doktor, Rodiyah ise İngilizce öğretmeni olmak istiyor. Her ikisi de Türkiye’ye çok gelmeyi ve en çok da Ayasofya Camii’ni görmek istediklerini söylüyor. Ayasofya’nın peşine camii’yi ekleyince bu ufaklıklar, Patani ellerinde daralan biz oluyoruz bu sefer.

Ayder’de de biten programlar sonrası çocuklarla sahil kenarına Andaman Denizi’nin kıyılarına gidiyoruz. Yine and içilmiş ikindilerden biri. Yemyeşil deniz, palmiyeler, çocukların “teacher! can we take photo” çığlıkları arasında güneş batıyor ve Patanili bir gün daha hanemize yazılıyor. Allah bu topraklardaki Müslümanlara zeval vermesin, çocuklarını korusun ve Müslümanlara birbirilerini anlamayı birbirlerinin ellerinden tutmayı nasib etsin!

PATANİ’Yİ BUGÜNLERE TAŞIYAN MEDRESELER

Patani’nin tarihi kimliğini bugünlere taşımış olan ve yerel dilde Pondok olarak bilinen medreseler ayrı bir gezinin konusu. Patani’nin tarihi kaynaklarda önemli bir ilim merkezi olduğunu görürüz. Bu merkeziliğin tarihi bir söylemden öte bir gerçeklik olduğunu bölgeyi ziyaret edenler bizzat görebilir.

Bu önemli medreselerden iki tanesini ziyaret etme fırsatımız oldu. Neredeyse Patani’de her mahalle ve köyde medrese eğitimi bölgenin ileri gelenlerince ya da ulemalarınca idame ettirilmiş. Çocuklarının İslami eğitimine azami derecede önem verilmiş ve hassasiyet gösterilmiş.

Bu güzel okullardan biri olan Ahmediye medresesinin çok ayrı ve belki de Patani’nin geleceği için çok özel bir yeri var. Narativat’ta bulunan El-Ahmediye Ahmet Lutfi tarafından kurulmuş. Okulun halihazırdaki müdürü ise onun oğlu Muhammed Lutfi, kız kardeşi ise müdür yardımcısı. Bu medresenin bir odası, müdür tarafından bölgede bulunan ve tarihleri 683 yılına kadar giden el yazması Kuran’ı Kerimlere tahsis edilmiş.

İHH tarafından bölge ziyaretleri sonrası bu okuldaki el yazması Kuran’ı Kerimlerin restorasyonu teklif edilmiş. Şu ana kadar 6 Kuran’ı Kerim Sülemaniye Kütüphanesi tarafından Kültür Bakanlığı’snın da desteği ile restore edilmiş. İkinci aşamada 7 Kur’an Kerim daha Türkiye’ye gönderilecek.

Müzede restorasyon sürecini anlatan ve görsellerini içeren bir kitapçık da bulunuyor. Muhammed Lütfi bey bu eski el yazması kitap ve kuranları heyecan içinde bizlere tanıtıp sonrasında bizi okulun hemen yanı başındaki evinin salonuna davet ediyor.

Kur’an-ı Kerimlerin tadilatı kendilerine birçok düşüncede ilham olmuş. Bu restorasyonların bölgedeki İslam mirasının Asya Müslümanları ve tüm İslam dünyası tarafından farkına varılmasında önemli bir adım olduğunu ifade ediyor. Ayrıca Türkiye’ye bu sanatı ve mesleği öğrenmede eğitilmek üzere Patanili öğrencilerin gönderilmesine karar verdiklerini söylüyor. Bunun amacı bölgede bu gibi eserleri tadil edecek insanların yetiştirilmesi ve Patani’deki İslam mirasına böylece sahip çıkılması. Müdür bey bölgede henüz keşfedilmemiş birçok değerli el yazmasının bulunduğunu ve tadile ihtiyaçlarının olduğunu söylüyor.

Bu eğitim aşamasından sonraki hedef ise Patani’de bir İslam Mirası Eserleri merkezi oluşturulması. Böyle bir merkez sadece Patani’de değil Asya genelindeki yazma eselerleri toparlayacak bir alt yapıyla düşünülüyor. Böyle bir merkezin sahipliğini Türkiye’nin yapmasının ise hem Patanililerin hem Tayland hükümetinin hatta Singapur, Endonezya, Malezya gibi ve çevre ülkelerin isteği olarak ifade ediyor. Böyle bir müzenin Asya’da çok önemli bir İslam eserleri müzesi ve eserlerin onarımıyla birlikte içeriğinin araştırılmasına imkân verecek bir enstitü merkez olacak.

Ziyaret ettiğimiz bir diğer okul ise El-Islahiye medresesi. Gündüzün kavuran sıcağı sonrası ikindinin dinginliğinde bu okulu ziyaret ediyoruz. Okulun karşılaması, buradaki öğretmenlerin ilgisi her şey çok içten. Okulun bahçesine kurdukları sofralar, güzel ikramlar ve sessiz sakin akan bir nehir. El-Islahiye müdürü 80li yaşlarda bir amca. 40 yaşına kadar Arabistan’da kalan Üstad Muhammed Salih, Patani’ye dönmeye karar vererek bu medresenin temellerini atmış. Kendisi, Patani direnişinin babası Hacı Sulong’u hatırlattı bana.

Hacı Sulong küçük yaşlarda İslami ilimler tahsil etmek üzere Mekke’ye gidip 1927’de topraklarına döndüğünde Patani’nin perişan halini görünce orada kalmaya karar verir ve hayatını topraklarına, Patani direnişine adar. 13 Ağustos 1954’te Songla’ya sorgulama için çağrılan Hacı Sulong, iki arkadaşı ve onlara tercüme yapmaları için götürdüğü büyük oğlu yolculuk esnasında ortadan kaybolur ve bir daha kendilerinden haber alınamaz.

Bu mahzun ve vakur duruşlu üstad ile konuşma fırsatı buluyoruz. Kendisini tanıyoruz, okulu ve ihtiyaçlarını anlatıyor. Medresenin yanına güzel ve civar köylerden herkesin gelebileceği bir camii olsun istiyor ve anlatırken ağlamaya başlıyor. Başka şeylerden bahsediyor bize yine gözleri doluyor.

Sonunda Türkiye ilgili neler bildiğini soruyoruz ona. Üstad Muhammed bir müddet yutkunuyor, biz ise bu yutkunmanın ardında neler olduğunu sessiz bir merak ve şaşkınlıkla bekliyoruz. “Erdoğan” diye başlıyor, “Erdoğan’ı biliyorum. O Müslüman bir lider olduğu için Türkiye’deki gelişmeleri her zaman takip ediyorum”. Ağlıyor. “O İslam’a hizmet ediyor. Fakat gördüğünüz gibi onun aleyhine protestolar yapılıyor. Ona bir şey olmaz, elhamdülillah ben de onunlayım (ona destek oluyorum) inşallah…” Mısır’ı, Suriye’yi soruyoruz. “Kardeşlerimiz, ihvan üyelerinin hepsi zulüm altında. Mazlum insanlar. 500 nefer İslam yolunda oldukları için idam ediliyor kanları dökülüyor. Bunların hepsi yanlış, hepsi hata! Onlar kendilerinin Müslüman olduğunu söylüyor fakat onların (bu cezayı onayanlar) kalpleri batılılaşmış. Söyleyeceklerim bunlar, onları sevmiyorum, aslına bakarsanız orası ilim beldesi, orası Mısır ama işte bunlar (bu kararı verenler) böyleler.”

Kilometrelerce uzaklıklardaki bu insanların, kendi sıkıntılarının yükü yetmiyormuş gibi başka Müslümanlar için de dertlenmeleri Allah katındaki en makbul duygulardır herhalde.

Üstad Muhammed’in yutkunmaları, gözyaşları, titrek sesinde taşıdığı hüzün ve medrese kenarında ki sessiz nehir… Büyükler kâbus gördüklerinde bunu kimseye anlatıp da yorumlatmaz, bir tek akarsuyla paylaşırlarmış bıraktığı sıkıntıyı alıp gitmesi için. Müslüman coğrafyanın yüzyıllar süren toparlanamayışı, birlik arayışı, kaybolan tarihlerimiz, birikimlerimiz, tekrar tekrar başa sardığımız, sıfırdan başladığımız başlangıçlarımız, bütün kâbuslarımız…

Üstad’ın hüzünlü mütebbesim yüzü, tıpkı medresenin yanındaki sessiz nehir gibi ve biz sıkıntılarımız alıp gitmesi için medrese kenarındaki sessizce akan nehire bakıyoruz.

İHH Araştırmalar Merkezi
Emrin Çebi

Loading Facebook Comments ...

Yorum Yap

Ad Soyad*

E-Posta* (Asla paylaşılmaz.)

Web site